DOLAR 18,8217 0.02%
EURO 20,4332 -0.16%
ALTIN 1.164,54-0,12
BITCOIN 4346881,01%
Lefkoşa
°

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Aydın Akkurt yazdı;  Ayvasıl katliamı ve hatıralarım

Aydın Akkurt yazdı; Ayvasıl katliamı ve hatıralarım

ABONE OL
28 Ağustos 2018 10:45
Aydın Akkurt yazdı;  Ayvasıl katliamı ve hatıralarım
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkeli (Ayvasıl) ile Yılmazköy (Şillura) çok yakın iki köydü. Bu köyde yaşayan Türklerin pek çoğu da akrabaydı.
Gerek Türkeli, gerekse Yılmazköy karma köylerdi. Yılmazköy’ün ortasından geçen yolun bir tarafında Rumlar, diğer tarafında Türkler yaşardı. Türkeli’nde de durum aynıydı.
Abimle, yaşımız küçük olmasına rağmen, 1963 aralık ayının ortalarından itibaren köyde bir huzursuzluk ve tedirginliğin başladığını hissedebiliyorduk. TMT’de olan babam da eve geç geliyor, annem ile nenemi “çocuklara dikkat ediniz, Rum mahallesine gitmeyiniz” diyerek uyarıyordu.
Rum saldırılarının başladığı günü ise çok iyi hatırlıyorum. Akşam üzerine doğru, Yılmazköy’ün Türk bölgesinde bulunan harman yerinde top oynuyorduk. Hava kapalı ve soğuktu.
Nenem, “hade eve gelin, yağmur yağacak” diye bağırırken, kurşun sesleri duymaya başladık. Daha sonra ise çığlıklar ve bağırışlar;
“Rumlar Ayvasıl’ı bastı…Rumlar Ayvasıl’ı bastı”…
Nenem bizi alarak, eve götürdü. Baba ise yanındaki adamlarla birlikte avlumuzda bir çukur kazıyordu. O çukurun ne olduğunu ise yıllar sonra öğrendim. O çukur, TMT’nin silahlarının saklandığı ve ”Çanak” adı verilen bir yerdi.
Bu arada, Ayvasıl Türkleri köye gelmeye başladı. Dehşet ve korku içindeydiler. “Babam, kardeşim, oğlum, çocuğum köyde kaldı” diyerek haykıran ve saçlarını başlarını yolan kadınlar vardı. Tüm bunları korku içinde seyrediyorduk.
Çanaklardan çıkarılan silahların çoğu çalışmıyor, mermiler patlamıyordu. “Hazırlanan, kadınlar ile çocukları Fota’ya (Dağyolu) göndereceğiz” talimatı verildi.
Soğuk artarken, yağmur da başlamıştı. Kadınları ve çocukları kamyonlara koydular. Erkekler ise köyde kalıp, kaçmamıza zaman kazandıracaklardı. Öyle de oldu.
Rumlar görmesin diye farlarını açmayan kamyonlar, tarlalar içerisinde bata çıka Fota’ya gidiyordu. Her yere zifiri karanlıktı. Nenem, abimle beni yağmurdan korumak için üzerimize battaniye koymuştu. Bu battaniyedeki delikte gökyüzüne baktığımda, yıldızlar bile görünmüyordu.
Sabaha yakın Fota’ya vardık. Bizi, köy kahvesine yerleştirdiler. Kadınlar, geride kalanlar için ağlıyorlardı. Daha sonra ise gelenler geldi, gelemeyenlerin akıbeti günler sonra öğrenilecekti.
Sabahın ilerleyen saatlerinde, “Rumlar köyü yakıyor” diye bağırmalarla uyandık. Kadın, çoluk-çocuk yüksek bir tepeye çıktık. Yılmazköy, alev- alev yanıyordu. Bunu da unutamadım.
Ertesi gün bizi, ahırlara, yıkık evlere, boş olan yerlere yerleştirdiler. Ne yatak vardı, ne de giyecek. Birkaç gün sonra Türk Kızılayı’nın yardımları başladı.
Ama herkes, Ayvasıl’da kalanları merak ediyordu.
Ve, yine bir sabah çığlıklar ve haykırışlarla uyandık. Kadınlar ağlıyor, kimileri kendi kendini boğmaya çalışıyor, kimileri başlarını yerden yere vuruyordu;
“Gömdüler, canlı canlı gömdüler”…
Ayvasıl’da kalanlardan kara haber alınmıştı.
***
Çok uzun yıllar sonra Cumhurbaşkanlığı’nda göreve başladığımda, ilk işim “Ayvasıl Dosyası”na bakmak olmuştu.
Bu dosyada, Ayvasıl’lda katledilen Türklerin otopsi raporları da vardı. Bu otopsi raporlarını okuduğumda ürpermemek ve “bu nasıl bir vahşettir” dememek elde değildi.
Ayvasıl’da katledilen 11 yaşındaki küçük Ayşe’nin otopsi raporunda şunlar yazıyordu; “Yere yatırıldıktan sonra yakın mesafeden arkasına pek çok defa ateş edildi.”
Diğer otopsi raporlarının özeti de şöyle idi;
“Elleri ayaklarının arkasına bağlandı. Yerlerde sürüklendiler. Kurşunlanıp, katliam çukuruna atıldılar. Pek çoğu hala ölmemişti, yaralıydı. Üzerleri toprakla örtüldü. Pek çoğunun ciğerlerinde toprak bulundu. Bu da canlı canlı gömüldüklerini gösterir.”
****
Bu vahşet ve barbarlıklar unutulmasın diye, saldırıya uğran Türk köyleri ile ilgili bir araştırma başlattık, her köyle ilgili bir dosya hazırladık. Bu arada katliamları yapan Rumları da tespit ettik. Bu katliamlarla ilgili davalar açılacaktı.
Ama, 2005 yılında Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf R. Denktaş’ın görevden ayrılmasından sonra herşey yarım kaldı. Hazırlanan dosyaların ne olduğunu ise bilmiyorum.
Ve, bu katliamların hesabı sorulmadı, sorulamadı.
Şimdi ise bize düşen görev, bu katliamları gerçekleştiren Rumları deşifre etmek.
Kimileri ise bu yayınları yaptığımız için bizi “Rum düşmanlığı yapmakla” suçluyor.
Varsın, suçlamaya devam etsinler…
Bizleri “İki toplumun arasını açmak, kin ve düşmanlık yaratmaya çalışmakla” suçlayıp, hakkımızda Avrupa mahkemelerinde dava açmaya çalışanlar da var.
Ellerinden geleni yapsınlar…
Biz, görevimizi yerine getirmeye devam edeceğiz…

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.