DOLAR 18,8136 0%
EURO 20,5539 -0.62%
ALTIN 1.183,110,21
BITCOIN 4477721,16%
Lefkoşa
°

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

Prof. Dr. Ata ATUN;     Rumların Kıbrıs’ta  bitmeyen mülkiyet savaşları (1)

Prof. Dr. Ata ATUN; Rumların Kıbrıs’ta bitmeyen mülkiyet savaşları (1)

ABONE OL
30 Ağustos 2018 11:39
Prof. Dr. Ata ATUN;     Rumların Kıbrıs’ta  bitmeyen mülkiyet savaşları (1)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Kıbrıs Rum hükümeti KKTC toprakları üzerinde egemenlik sağlayabilmek amacı ile yıllar önce bireysel mülkiyet hakkı iddiası ile ABAD’ı ve AİHM’yi kullanarak hukuksal saldırılara geçerken, Rum Ortodoks Kilisesi de tamamen dini bir kisve altında, Avrupa ve Amerika’nın yumuşak karnı olan Hıristiyanlık dinini kullanarak ve suiistimal ederek, aynı amaç doğrultusunda organize girişimler başlattı.
Rumların hukuksal ve dinsel olarak iki ayrı koldan yaptıkları bu girişimlerin bir tek amacı bulunmaktadır. 1878 yılında Osmanlı Devleti ile İngiliz İmparatorluğu arasında yapılan “Kıbrıs Adasının Kiralanması Antlaşması”nda, Lozan Antlaşması Madde 16’da ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası Ek I, Madde 4’de yer alan Türkiye’nin Kıbrıs adası üzerindeki garantörlüğü ve müdahale hakkını yok etmek ve Kıbrıs’ın tümü üzerinde hak sahibi olmak.
Ada üzerinde mutlak hak sahibi olabilmek için de bir taraftan Türkiye’nin garantörlüğünün kaldırılması için girişimler başlatırken diğer taraftan da KKTC hudutları içindeki toprakları sahiplenmeyi hedef seçtiler.
TÜRKİYE’NİN GARANTÖRLÜĞÜNE SALDIRILAR
Rumlar 1959 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası Zürih ve Londra’da tartışılırken Türkiye’nin Garantörlüğüne hiç itiraz etmemişlerdi.
Makarios her ne kadar ayak sürçtüyse de, aklında bir an evvel Kıbrıs Cumhuriyetini kurmak ve çoğunluk olmanın verdiği avantaj ile de “Enosis”e yani, Yunanistan’la birleşmeye, yeni kurulan Kıbrıs Cumhuriyetini sıçrama tahtası olarak kullanmak niyeti vardı.
Nitekim aradan daha 3.5 yıl geçmeden, tüm hazırlıklarını tamamladıktan sonra bu düşüncelerini gerçeğe dönüştürmek kararını aldılar ve uyguladılar.
21 Aralık 1963 gecesi kasten adadaki iki halkın kanlı bıçaklı olmasına neden olacak olayları çıkarıp, ilk adımı attılar. Maksatları Türkiye’nin hem askeri gücünü görmek hem de “Garantör” olarak neler yapabileceğini tespit etmekti.
Makarios siftahı 22 Aralık günü Garanti Anlaşmalarını tanımadığını ilan etmekle yaptı.
Türkiye önce bu küstahlığı uluslar arası politika ile çözmek yolunu seçti ve 23 Aralık 1963 günü garantör olan İngiltere ve Yunanistan’ı toplantıya çağırdı, 24 Aralık günü de bir ortak bir bildiri yayınlandı.
Makarios Türkiye’nin ilk tepkisini, ortak kararı tanımayarak saldırıları devam ettirmesi ile aldı. 25 Aralık 1963 günü Türk Hava Kuvvetlerine bağlı savaş uçakları Lefkoşa üzerinde ihtar uçuşları yaptılar. Uçaklara gerekirse kilise olan bölgeleri bombalayın talimatı da verilmiş olmasına rağmen uçuşlar sadece ihtar amaçlı yapıldı.
Türkiye’nin garantörlük hakkını kullanarak tek başına harekete geçmekten çekinmemesi ve ihtar vermesi üzerine 26 Aralık 1963’de “Yeşil Hat” antlaşması imzalandı.
Aynı gün bu sefer Dışişleri Bakanı Kiprianu, ertesi gün de Makarios Antlaşmaları tek taraflı fesih ettiklerini tekrar açıkladılar.
Bu sefer de İngiltere baskı yaptı ve Makarios söylediklerini geri almak zorunda kaldı.
13 Ocak 1964’de Londra’da yapılan üçlü konferans, 15 Ocak’da beşli konferansa dönüştü ve Rum tarafı “Garanti ve İttifak Anlaşmalarının feshini ve Anayasada Türklere verilen hakların kaldırılmasını” istedi.
BM Güvenlik Konseyinde 4 Mart 1964 tarihinde alınan kararla Rum Yönetimi “Kıbrıs Hükümeti” olarak tanındı ve Rumlar Türklere karşı saldırılarını arttırdılar. BM Barış Gücünün 27 Mart’ta adada göreve başlamasından sadece bir hafta sonra 4 Nisan 1964’de Makarios İttifak Anlaşmasını feshettiğini tekrar açıkladı. Arkasından Yunanistan Başbakanı Yorgo Papandreu’da Makarios’un fesih kararını desteklediğini açıkladı. Türkiye tek taraflı bu fesih kararını tanımadı.
1967 yılında ise Makarios 26 Haziran’da Rum Temsilciler Meclisini topladı ve Enosis kararını, yani Yunanistan’la Birleşme kararını aldı arkasından da on bin civarında Yunan askerinin Kıbrıs Rum vatandaşı yapılması ve RMMO’ya katılması kararını çıkarttırdı.
Aynı senaryo 15 Kasım 1967 Geçitkale-Boğaziçi saldırılarında da sahneye kondu ve Makarios defalarca “Garanti ve İttifak Anlaşmalarını feshettiğini” açıkladı. Türkiye de her seferinde reddetti.
1970 yılında Nikos Sampson Enosis amaçlı Aspida teşkilatını kurduktan sonra Grivas 1971’de adaya döndü ve Enosis’i gerçekleştirmek için EOKA B’yi kurdu. Aynı amacı güden her iki teşkilat EOKA B çatısı altında birleşti.
Adayı Yunanistan’a bağlamak için 15 Temmuz 1974 günü Yunanistan’ın organizesi ile darbe yapıldı ve Nikos Sampson Cumhurbaşkanı, yeni devletin adı da “Kıbrıs Yunan Cumhuriyeti” olarak ilan edildi.
Arkasından da 20 Temmuz 1974’de Mutlu barış Harekatı gerçekleşti ve ada enosis’ten, Kıbrıslı Türkler de, katliamdan ve soykırımdan kurtuldular.
Rumlar ve Yunanlılar 22 Aralık 1963’den başlamak üzere devamlı olarak adaya tek başlarına hakim olmak ve Yunanistan’a bağlanabilmek için Garanti ve İttifak Anlaşmalarının fesih edilmesi için yasal veya yasa dışı her yolu denediler.
Baktılar ki olmuyor, 1 Mayıs 2004 tarihinde AB’ye alınmalarından sonra da taktik değiştirdiler, ısrarla 1960 Garanti ve İttifak Anlaşmalarının fesih edilmesini ve adanın Avrupa Birliği Garantisi altına girmesini talep etmeye başladılar.
TÜRK EVKAF HAKLARI
Kıbrıs’ta Türk fethiyle kurulmaya başlayan, giderek çoğalan ve yaklaşık 418 yıldan beri Kıbrıs Türk toplumunun sosyo-kültürel, dini ve sosyo-ekonomik ihtiyaçlarına önemli katkıda bulunan VAKIFLAR; Aynı zamanda Türk mülkiyet potansiyelinin en büyük göstergesi ve ulusal boyutu bulunan vazgeçilmez bir kurumdur.
Kıbrıs Türk Vakıfları, Kıbrıs Türk toplumunun Ada’daki sigortası ve en büyük “ata yadigarı ulusal destekçisidir.”
Sahipleri tarafından çok ulvi düşüncelerle ve toplumsal bir hayır amacı için mülkiyeti sürekli olarak Tanrıya adanmış bulunan vakıfların, ortadan kaldırılmasına hiçbir yasanın ve de otoritenin gücü yetmez. Vakfın tescili ve mülkiyeti onu vakfedenin idaresiyle kain olmaktadır.
Hür ve serbest iradesiyle malını herhangi bir hayır amacı için vakfedip, mülkiyetini Tanrı adına kaydeden kimsenin “vakfiye”sinde belirlediği istek ve koşulları değiştirmeye yeltenenleri, Allah mutlaka lanetlemektedir.
Önceleri mütevellileri veya nazırları tarafından yönetilen vakıflar; Osmanlı İmparatorluğu’nun diğer bölgelerinde olduğu gibi Kıbrıs’ta da Lefkoşa’da kurulan EVKAF MÜDÜRLÜĞÜ’nün idaresine ve denetimine devredilmiştir.
Kurulan bu Müdürlük, Evkaf mallarını; vakfeden kimselerin vakfiyeleriyle belirledikleri isteklerine ve koşullarına uygun olarak, yönetmekle ve denetlemekle yükümlü kılınmıştır. Yapılmış olan bir vakfın, vakfiyetini ortadan kaldırmak; vakfedenin vakfıyesiyle belirlediği kurallarını ve isteklerini değiştirmek, Evkaf Dairesi Müdürlüğü’nün ya da başka bir kurumun işi değildir. Vakfı ortadan kaldırmak, vakfı yapan kişinin iradesine ve mülkiyet haklarına saygısızlık göstermek veya saldırmak demektir. Ulusal bir hayır amacı için tesis edilen herhangi bir vakfın ortadan kaldırılması, bir bakıma tüm ulusa karşı veya gelecek nesillerin haklarına karşı yapılan en büyük ihanettir.
İngiltere, 1879’lu yılların ilk günlerinden itibaren Türk vakıf mallarına göz dikmiş; Evkaf Müdürlüğü’nü kendi denetimi altında bulundurmak için, mevcut ikili anlaşmalara aykırı olduğu halde, Türk Evkaf Müdürü veya muhasebecisinin yanı başına bir de İngiliz delege atamıştır. Kıbrıs Evkaf Müdürlüğü, “TURKISH DELEGATE AND BRITISH DELEGATE OF EVKAF” olarak, iki başlı bir kurum haline dönüştürülmüştür.
Kıbrıs Türk toplumunun en büyük kurumu ve “Arazi Bankası” olan Evkaf, bu haliyle İngiliz kolonizasyonunun ağına yakalanmış; hür ve serbest iradesi kısıtlanmıştır. Evkafın bu statüsü 1956’lı yıllara kadar sürüp gitmiştir.
Kıbrıs Türk Vakıfları’nın büyük bir bölümü, geliştirilen emlak yasaları altında işleme tabi tutulduğu için, haksız bir şekilde vakfıyetine son verilmiş; şahıslara temlik edilmiştir. Halbuki Evkaf malı ancak Ahkamü’l-Evkafa göre işlem görebilirdi.
OSMANLI VAKIF MALLARININ YAĞMALANMASI
Adada 1571’de başlayan Osmanlı döneminde kurulan ve kayıtlara geçirilen Emlak-ı Humayun (Sultan Malları), Miri Arazi, çeşitli vakıflara ait Mülhak (Mülhaka), Mazbut (Mazbuta) ve Müstesna türü Osmanlı Vakıf Malları, bir program çerçevesinde, 1913 yılında İngiliz Koloni İdaresinin yayınladığı Emirname ile yağmalanmaya başlandı.
Vakıflaştırılmış olan taşınmaz mallar, Ahkam ül Evkaf’a yani Vakıflar Hukuku’na göre asla satılamaz, hibe dilemez ve hediye verilemez. Bu konuda yasa çıkarılsa bile satılamaz.
Vakıf malları, dünya durdukça ait oldukları Vakfa ait olup Osmanlı Vakıf Hukukuna göre mal sahibi de “Allah”tır. Varisleri ya da mütevelli heyeti tarafından sadece idare edilebilir ve gelirleri vakıf vakfiyesi uyarınca kullanılabilir.
Vakıfların iptal edilemez ve süresiz olmalarına bağlı olarak kaideten gelir getiren Vakıf Malları istibdal dahi edilemez, yani takas bile edilemezler.
Ancak İngiliz Sömürge Yönetimi döneminde, İngiliz Sömürge Yönetimi Ahkam ül Evkaf’ı ihlal ederek, 1913-1930 yılları arasında yaptığı icraatlarla anılan Vakıf arazilerini ve emlakı 3.cü kişilere devretti ve bu kişilerin adına Koçan (tapu) çıkarıldı. Bu yasal olmayan yöntemle bir çok Osmanlı Vakfına ait taşınmaz mallar yağmalandı ve gasp edildi.
4.6.1878 tarihinde İngiltere ile Osmanlı devleti arasında yapılan ve Kıbrıs adasının İngiltere’ye kiralanmasını da içeren anlaşma ekindeki 1.7.1878 tarihli protokolün 2.ci maddesi “Ahkam ül Evkaf”ı yürürlükte tutmaktadır.
1914’de İngilizler, 1.ci dünya savaşını bahane ederek Kıbrıs’ı ilhak ederken Ahkam ül Evkaf’ı ilga eden bir düzenleme de yapmadılar. Tam tersine 1915 Kıbrıs (Müslüman Dini taşınmaz Mallar) İmparatorluk emirnamesi Ahkam ül Evkaf’ın yürürlükte olduğunu teyit etmektedir.
Lozan Anlaşmasının 20.ci maddesi ile Kıbrıs İngiltere’ye resmen devredilirken Ahkam ül Evkaf ile ilgili aksi bir düzenleme veya karar da bulunmamaktadır.
1928 İngiliz Ferman-ı kanunisi (Order in Council) ile Evkaf Dairesi’ne bir hükümet statüsü verilmesiyle, İngiliz Sömürge Hükümeti, Evkaf’a ait işlemlere de müdahale edebilmenin önünü açtı.
29 Nisan 1944’de yayınlanan “Immovable Property (Vakf İdjaretein and Arazi Mevkoufe Takhsisat Conversion) Law 1944” yasası bu davranışın en acı örneğini oluşturdu ve Osmanlı Vakıf malları adeta tüketilene kadar yağmalandı.
Söz konusu yasa ile icareteynli (kira altındaki) vakıflarımız tümüyle iptal edilerek Evkaf’ın kontrolünden çıkarıldı ve şahıslara devredildi.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP
300x250r
300x250r

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.